Schröder’den Turbana Destek İbretlik Hatıralar (13)-Osman Simsek Yaziyor…
Feb 14

 

Dünyanın en muteber gazetelerinde geçen ay Fethullah Gülen ile ilgili önemli makaleler yayınlandı. International Herald Tribune, Gülen’in “Modern dünyada kendini evinde hisseden Müslümanlara ilham verdiÄŸini” söylüyordu.
Erzurum’da geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarından İzmir’deki çalışmalarına; daha sonra Türkiye sınırlarını aÅŸan gayretlerine kadar pek çok açıdan deÄŸerlendirme yapıyor ve “seküler devleti yıkma gayesinin bulunmadığı” tespitinin altını çiziyor makale. 18 Ocak’ta yayınlanan yazı, dünyaca ünlü Forbes dergisine de kaynak teÅŸkil etti.

30 Ocak’taki The Economist’te önemli bir analiz yer alıyordu. “Türkiye, Kürtler ve İslam: Dinî Bir Uyanış” baÅŸlığıyla sunulan makalede “Kürt sorunu” üzerinde duruluyor ve güncel yorumlar yapılıyor. GüneydoÄŸu’daki oyların AK Parti’ye kayış sebepleri irdeleniyor. Bu arada “Kendi kararı ile adeta bir sürgün hayatı yaÅŸayan liberal bir Müslüman din adamı” olan Fethullah Gülen’den bahsediyor The Economist. Dergi, Kurban Bayramı’nda 60 bin aileye kurban eti dağıtıldığını, bölgeye Gülen’i seven çok sayıda doktorun gittiÄŸini ve bedava saÄŸlık taraması yaptığını, “Kürtler-Türkler kardeÅŸtir” mesajının verildiÄŸini anlatıyor.

Yurtdışında art arda neÅŸrolunan makaleler, bir ilginin, bir merakın, bir anlama gayretinin sonucu. DoÄŸru tespitler de var, yanlış izlenimler de; belki de bu hep olacak. Ancak her geçen gün biraz daha gösteriyor ki Fethullah Gülen’e duyulan ilgi artacak ve anlama gayreti çok sayıda yazıya, kitaba, araÅŸtırmaya vesile olacak. Daha ÅŸimdiden rahatlıkla ifade edebiliriz ki Fethullah Gülen üzerine araÅŸtırma yapmak isteyenler, küçük bir literatür taraması sonucunda çok sayıda makaleye ve kitaba ulaşılabiliyor. John Esposito, Hakan Yavuz, Akbar Ahmed, Zeki Sarıtoprak, Thomas Michael, Osman Bakar, İhsan Yılmaz, Elisabeth Özdalga, Ali Ünal, Graham Fuller, Sidney Griffith ve daha birçok önemli isim bu konuda çalışmalara imza attı.

Yakın tarihte de iki önemli kitap neÅŸredildi. Biri Jill Carroll tarafından kaleme alınmış “A Dialogue of Civilizations” adlı kitap. DiÄŸeri Ali Bulaç’ın kapsamlı ve derin muhtevalı eseri: “Din, Kent ve Cemaat / Fethullah Gülen ÖrneÄŸi”. Carroll, felsefe tarihinde önemli yere sahip beÅŸ filozofla Fethullah Gülen’i kesiÅŸen kümelerle konuÅŸturmaya çalışmış. Mesela Kant’ın ahlâk metafiziÄŸi ile Gülen’in ahlâk anlayışını, Stuart Mill’in özgürlük kavramına bakışı ile Gülen’in aynı konudaki yaklaşımını metin mukayesesine de dayanan bir yöntemle gözler önüne sermiÅŸ. Gülen’in bir filozof olmadığı, İslam kaynaklı marifet haritasına yeni ve güncel yorumlar getirdiÄŸi aÅŸikar; ancak modern düşünce tarihinin önem verdiÄŸi kiÅŸilerle temel bazı konuları daha anlamlı kılmak için pencereler açılması da önemli. Bu açıdan bakıldığında kitap heyecan verici…

Bulaç, cemaat kavramını; bu vesileyle cemiyet gerçeÄŸini ve bu sosyal gerçekleri kuÅŸatan kent, ÅŸehir, kültür, gelenek, modernite gibi önemli unsurları masaya yatırıyor. İşin doÄŸrusu, mutlaka okunması gereken bir kitap çıkmış ortaya. Zaman zaman ezber bozuyor Ali Bey, zaman zaman da ÅŸu ana kadar ifade edilmemiÅŸ sosyal tahlillere baÅŸvuruyor; sorguluyor, neticeler çıkarıyor. Belli bir mantık silsilesi içinde kentleÅŸme ve toplum üzerinde duran kitabı ilginç hale getiren önemli bir unsur da Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili kısımlar. Vakıa, Kitap Zamanı’na Bulaç’ın kitabı ile ilgili derinlikli bir analiz yazan ve aynı zamanda bu alandaki ilk kapsamlı eserin sahibi Enes Ergene (Gülen Hareketinin Analizi: GeleneÄŸin Modern ÇaÄŸa Tanıklığı) “Gülen hareketiyle ilgili bölümler kitaba sonradan monte edilmiÅŸ gibi duruyor.” diyor. El hak öyle bir görüntü söz konusu; ancak yazar “Gülen Hareketi”nden hiç bahsetmese bile, kitabın bu noktayı hatıra getirmesi kaçınılmaz görünüyor. Çünkü eserin teorik örgüsü somut misaller istiyor. KentleÅŸme ve göçlerle baÅŸlayan sosyal deÄŸiÅŸim ve dönüşümlerin analizleri sırasında sosyal hareketlerin, en azından; çaÄŸrışımlarla gündeme geleceÄŸi aÅŸikâr. BaÅŸka bir deyiÅŸle, göç dalgalarıyla daha belirgin hale gelen ve ulus devlet tasarımıyla ÅŸekillendirilen toplumun yeni baÄŸ arayışlarının kitapta hiç yer almaması, önemli bir eksikliÄŸe neden olacak; belki de ilgili ve bilgili kiÅŸilerce o boÅŸluk tasavvurlar yoluyla doldurulacaktı. Sonradan eklenme hissi, sosyal analizlerin cemaat kavramıyla kesiÅŸtiÄŸi noktalardan çok, hemen herkesin kolayca ulaÅŸabileceÄŸi biyografik detayların sunumu sırasında ortaya çıkıyor. Sanırım bu da boÅŸuna baÅŸvurulmuÅŸ bir metot deÄŸil. Konuya yabancı sayılabilecek okurun da kitabı ve kitap içindeki paralelliÄŸi anlayabilmesi için böyle bir yola baÅŸvurulmuÅŸ…

Sosyal bir gerçeklik göz ardı ediliyor…

Her neyse. Ortada önemli bir kitap var. Bu eser, Fethullah Gülen gerçeÄŸini daha yakından anlama imkânı sunuyor. Bu çok önemli. Aklı siyasete kilitlenmiÅŸ ve her meseleyi meÅŸum bir iktidar kavgasına “Power Game” odaklamış insanlara yeni bir kapı aralıyor Bulaç. Meselenin bam teli de budur! Gülen’i, ya da sosyal hareketlerdeki pek çok gönül öncüsünü, sadece siyasî analizlerle anlamaya çalışmak, maksadın ters istikametine doÄŸru yürümek demektir; ki hedeflenen noktaya ancak tersinden yapılacak uzun bir seyr-ü sefer ile varmak mümkündür ve maalesef o yürüyüşe çok insanın ne ömrü vefa eder, ne odaklanma gücü.

Türk aydınının, belki bürokrasisinin, kadim bir yanılgısı, sosyal bir gerçeği sürekli göz ardı etmesi, onu ötelemesi, kendi kontrolü dışında bulduğu her türlü oluşumdan ürkmesi; hatta bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir endişe ile o gelişmeye karşı çıkmasıdır. Bu nedenle entelijansiyamızın vaktiyle farkına varamadığı gerçeklerin diyetini sadece belli bir zümre ödemedi. Kimi zaman tarihî fırsatlar kaçırıldı; kimi zaman da idealist bazı düşünceler daha doğmadan idama mahkûm edildi.

Aslında dürüst bir aydın için her yürekli adım, anlama gayretiyle baÅŸlar. Önyargılar bir kenara itildiÄŸinde, “bir de şöyle düşünsek” dendiÄŸinde, yeni bir keÅŸfe hazırdır insan. Böyle bir yaklaşımı ortaya koymadan da hayat devam ediyor; bunda şüphe yok. Ancak sosyal bir oluÅŸumun ortaya çıkardığı pozitif enerji, herkesin yakından ilgisini çekiyorsa ve ülke sınırlarını aÅŸan bu ilmî merak yeni açılımlar vaat ediyorsa, aydınların kulağı üzerine yatması bir çeÅŸit talihsizlik sayılabilir. Hiç kimse, hiç kimseye “gelin tabi olun” demiyor; diyemez de. Ancak “gelin bu geliÅŸim ve oluÅŸumu doÄŸru anlayalım” demek zarureti vardır. Zira, kendi topraklarımızda neÅŸet etmiÅŸ sosyal bir oluÅŸumu, “içeriden anlamak” gibi daha mantıklı, daha makul bir yol varken, onun dışarıdan keÅŸfedilmesini beklemek, en azından, büyük bir vebaldir. Çünkü “dışarıdan bakış” yakından bilmemenin getirdiÄŸi tabii hatalarına boyun eÄŸebilir bazen. Ayrıca, dışarıdan yapılan doÄŸru analiz sonunda içerideki nazar tarihî bir fırsatı deÄŸerlendirememenin hicabını yaÅŸamakla karşı karşıya kalabilir. Bu acı durum ilk defa yaÅŸanmadığı için “biz insanların kadr-ü kıymetini vefat edince mi anlarız” serzeniÅŸi fikir tarihimizde sıkça dile getirilmiÅŸ; yaÅŸanan derin inkisar ve infiali içimize gömmek zorunda kalmışızdır.

Anlama gayreti! Evet, aynen böyle! İhtiyaç duyulan tek ÅŸey iyi niyetle ortaya konacak anlama çabası. Ne “gelin alkışlayın” davetidir bu; ne de “cehenneme kadar yolunuz var” sitemi. Ortada, göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir sosyal gerçek var; önyargılardan arınıp bunu anlamak için gayret sarf edilmeyecekse bugüne kadar yapılan yanlışlar katlanarak devam edecek demektir…

Hocaefendi’nin anlaşılmasında çekilen güçlüğün bir nedeni cemaat kavramı. Maalesef bu kelimeye yüklenen anlam, bir yandan dışa kapalı ve dünyadan izole olmuÅŸ topluluÄŸu çaÄŸrıştırıyor, diÄŸer yandan da sanki illegal bir örgütlenmeden bahsediliyor gibi kullanılıyor. İkisi de yanlı. Ali Bulaç’ın da kitabında ÅŸerh ettiÄŸi gibi bazı sosyologların fütüristik kehaneti tutmadı. Modern toplumlarda cemaatleÅŸmenin son bulacağı, toplumdaki birlik ve dayanışma kesitlerinin yeni deÄŸerler ve kümeler oluÅŸturacağı varsayılıyordu. Oysa kalabalıklaÅŸtıkça yalnızlaÅŸtı insanoÄŸlu. Eski çaÄŸlarda olduÄŸu gibi kan ve aÅŸiret bağı yoktu ortada; ancak bir kısım deÄŸerler ve kimlikler için ortak bir hedefe kilitlenmek mümkündü. İşte tam bu noktada modernitenin belli bir oranda kutsadığı birey, bireysellik, bireysel özgürlük kavramları çıkıyor ve bunların “cemaat” içinde yok olup gideceÄŸi farz ediliyordu.

Aslında toplum yapımızın geleneksel akışını bilenler için durum hiç de öyle deÄŸildi. Müntesiplerini “üç kiÅŸiyseniz biriniz imam olacak” diye örgütleyen ve cemaat olmaya büyük anlam yükleyen kültürel altyapımız, Batı toplumlarındaki cemaat anlamından çok farklı bir gerçeÄŸi iÅŸaretliyor. İslam kültüründe ruhbanlık sınıfı olmadığı gibi, bireyi ezip geçen bir cemaat yapısı da olamazdı. Her bir ferdin bizzat Allah ile irtibat kurduÄŸu ve tek başına O’na yönelebildiÄŸi, aracısız-vasıtasız Allah irtibatından bahsedildiÄŸi bir dinde, o dinin mensubu kendi muhasebe ve murakabesini tamamıyla bir baÅŸkasına nasıl devredebilirdi ki!

 Devam Edecegiz…

zaman.com.tr

written by admin

Sira Geldi Yoruma

eXTReMe Tracker
page counter